Değerli kardeşimiz, Konuyla ilgili Muhyiddin ibn Arabi'nin Şeceretü'l-kevn isimli eserinde Şeytanın Hileleri başlığıyla şöyle bir rivayet nakledilirse de kaynağı verilmemiştir: İbn-i Abbas (R.A.) Hazretleri'nden naklen Muaz b. Cebel rivâyet ediyor. “Bir gün Resûlullah (S.A.V.) ile beraberdik. Ensârdan birinin evine toplanmıştık... Tam bir cemaat olmuştuk. Ev sahibi: “İçeridekiler... Eve girmem için bana izin verir misiniz? Benim sizden bir dileğim var, görülecek bir işim var... ” Bunun üzerine, herkes Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz'in yüzüne bakmaya başladı. Orada ve her zaman büyük O'ydu. İzin Ondan çıkacaktı... Resûlullah (S.A.V.) efendimiz duruma vâkıf oldu ve: «Bu seslenen kimdir, bilir misiniz?» buyurdu. Biz hep birden şöyle dedik: “En iyi bilen Allah ve Resûlüdür.” Bunun üzerine Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: “O, lâin iblistir. Şeytandır. Allah'ın lâneti onun üzerine olsun...” Buyurunca hemen Hz. Ömer: “Ya Resûlâllah, bana izin veriniz, o...
"Bisikletiyle hududu kaçak olarak geçen ve Hacı olan takkeli ve aksakallı Mehmet Neşet Öz, seyyar bir vaiz, dönüşte Cilvegözü Sınır Kapısı'ndan tevkif edilmiştir.' yazıyor eski bir gazete kupüründe. 56 yıl önce Hendek'ten yola çıkıp Hacca giden Neşet amca, kendi aramızda konuştuğumuz 'Bisikletle Hacca gidebilir miyiz?' sorusunun cevabını o zaman vermiş. (Hemen araştırmaya başlıyorum.) 1911'de Düzce'de doğan Mehmet Neşet Öz, Çanakkale şehitlerinden Esat Öz’ün oğlu. 3 yaşlarındayken hem öksüz hem yetim kalan Mehmet Neşet Öz yakın akrabaları tarafından büyütülüp eğitimini tamamlıyor ve memleketinde imam olarak göreve başlıyor. (1952 yılında Hacca gidip geliyor ve) sonraki yıllarda Adapazarı Hendek Kargalı Hanbaba köyüne yerleşiyor. Müftülüğün görevlendirmesi üzerine şehir şehir gezerek gezici vaizlik yapıyor. Vazifesi sırasında bisikletiyle kaza geçiriyor, kamyonu sollama yaparken arkasından gelen taksiyi görmüyor, sadece bisikleti parçalanıyor. Kazaya r...
Bayezid-i Bestamî hazretleri. Büyük velilerden. Bir gün tımarhanenin önünden geçiyor. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla birşeyler dövdüğünü görüyor: -Ne yapıyorsun? Hizmetçi: -Burası tımarhanedir. Delilere ilâç yapıyorum. -Benim hastalığıma da bir ilâç tavsiye eder misin? -Hastalığını söyle. -Benim hastalığım günah hastalığı... Çok günah işliyorum.. -Ben günah hastalığından anlamam... Ben delilere ilâç hazırlıyorum.. Parmaklığının arasından konuşulanları duyan bir deli,(!) Bayezid-i Bestamî hazretlerine: -Gel dede, gel! Senin hastalığının çaresini ben söyleyeyim, diye seslendi. Bayezid-i Bestamî hazretleri, delinin yanına sokularak: -Söyle bakalım, benim derdime çare nedir? dedi. Deli(!) şu ilâcı tavsiye etti: -Tevbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır... Kalb havanında tevhîd tokmağı ile döv, insaf eleğinden geçir, göz yaşıyla yoğur, aşk fırınında pişir... Akşam-sabah bol miktarda ye... O zaman göreceksin senin hastalığından eser kalmaz, dedi. Bu güzel...
Yorumlar
Yorum Gönder